Kido-Röportaj: Türkiye’de Baba Olmak | Kidofun

Kido-Röportaj: Türkiye’de Baba Olmak

1993 yılından beri faaliyet gösteren AÇEV, bugünlerde “İlk İş Babalık” kampanyasına ağırlık verdi. Son yıllarda yaptıkları Türkiye’de Babalığı Anlamak isimli geniş çaplı araştırmayla bizlere geniş bir çerçeve sunan vakıf, 1996 yılından beri yürüttüğü Baba Destek Programı’yla (BADEP) 70’in üzerinde ilde, on binlerce babaya dokundu ve ailelerin hayatını değiştirdi. AÇEV bu yıl Babalar Günü’nde “İlk 6 Yıl” mobil uygulamasının çıkışını yaparak babalara çocuklarıyla daha yakın ilişki kurabilmeleri için bir başka fırsat hediye ediyor.

AÇEV Aile Eğitimleri Program Uygulamaları Koordinatörü Ahmet Çetin Türkiye’de babalık, BADEP ve çocuk etkinlikleriyle ilgili sorularımızı cevapladı.

Kuruluşunuzun ismi Anne Çocuk Eğitim Vakfı olmasına rağmen şu an ön planda olan kampanyanız “İlk İş Babalık”. Anne çocuk eğitiminden bu noktaya nasıl geldiniz?

Aslında dediğiniz gibi vakfın ilk kurulmasına sebep olan program Anne destek programı. Öğretim üyesi hocalarımız Prof.Dr.Çiğdem Kağıtçıbaşı ve Prof.Dr.Sevda Bekman, özellikle okuma yazma bilmeyen, çocuğunu destekleyemeyen ebeveynler için bir eğitim programı geliştirmek istiyorlar ve orada evde en çok anne olduğu için anneleri destekleyelim diye başlıyorlar. Anneleri desteklemek için olan program sonradan o kadar işe yarıyor ki anneler, ev ve çocuklar üzerinde, bunu vakfa dönüştürmeye karar veriyorlar. Anne Destek Programı böylece Anne Çocuk Eğitim Vakfı oluyor.

selam

Ancak hemen sonrasında fark ediyorlar ki babayı sürece dahil etmeyince eve ve çocuğa olan etki yeterli olmuyor. Annelerden talep geliyor, diyorlar ki biz burada çok güzel şeyler öğreniyoruz, eve çok güzel şeyler taşımak istiyoruz ama evde eşlerimizle bunu çok fazla paylaşamadığımız için eksik kalıyor. 1993 yılında kurulan vakıf 1995 yılında ilk baba destek programı pilot uygulamalarına başlıyor. Dolayısıyla aslında dediğiniz gibi anneler üzerinden başlayan bir programla kurulan bir vakıf, ama hemen babanın önemini fark etmiş ve bu konuda dönüşmüş bir vakıftan bahsediyoruz. 1995 yılından beri uygulanan baba destek programı Türkiye’nin en yaygın yetişkin eğitim programlarından birisidir. Türkiye’de 70’ten fazla ilde eğitimcimiz var. Bunun neredeyse 30 -35 ilinde her yıl gönüllü eğitimcilerimiz aracılığıyla baba destek programı açıyoruz ve babalara ulaştırıyoruz. Şu ana kadar 98000 baba-çocuk ikilisine ulaşmış bulunuyoruz.

Ne kadar süren bir program bu?

13 haftalık uygulanan bir program. Haftada bir gün ve en az iki, iki buçuk saat sürüyor. Dolayısıyla bir baba Baba Destek Programı’na iki buçuk üç ay boyunca katılım gösteriyor. Bunun iki haftasına anneler de katılıyor. Her hafta anneye bir mektup göndererek, anneleri de bu sürece dahil etmiş oluyoruz.

Araştırmalarınızda “baba olmak” ve “babalık yapmak” kavramlarını birbirinden ayırdığınız dikkatimi çekti. Herkes baba olabiliyor ama babalık yapmak sanki ayrı bir pratik gibi.

Bu tartışma şuradan çıkıyor, babalık öğrenilen bir şey midir yoksa doğuştan mı gelir? Araştırmalarımızda gördüğümüz kadarıyla toplum anneliğin içgüdüsel olduğunu söylüyor. Ancak biliyoruz ki cinsiyet rolleri açısından annelik de babalık da, kadınlık ve erkeklik rollerinin bir yansıması, dolayısıyla sonradan öğrenilen bir şey. Yani bir baba, önce erkek oluyor. Erkek sütü ısıtmadığı için baba sütü ısıtmıyor. Erkek çocuğun bakımında ve sorumluluğunda rolüm yok dediği için aslında evde baba sorumluluk üstlenmiyor. Aslında cinsiyet rollerinden bağımsız bir şey değil babalık rolü. Dolayısıyla baba olmak ve babalık rolünü yerine getirmek farklı şeyler. Çünkü baba dünyaya getirme sorumluluğunu kendisinde görüyor, ama araştırmamıza katılan babaların %91’i, çocuğun bakımından anne sorumludur, diyor. Dolayısıyla bu babalık yapma pratiğine direkt yansıyor. Çocuğuyla ilgilenmesi, onunla oyun oynaması, vakit geçirmesi, altını değiştirmesi, okuluna gitmesi gibi birçok davranışı babaların daha az yaptığını görüyoruz, çünkü birinci inancı şu, çocuğun bakımından anne sorumludur.

0–3 Yaş çocuğunun bakımında sorumluluk alan bir baba kendi hayatında ve çocuğunun hayatında neleri değiştiriyor?

Bunu bağlanmayla çok orantılı görüyoruz, çünkü doğum öncesinden eşiyle beraber doktor kontrolüne giden bir babanın ilgili babalık davranışlarıyla, gitmeyen baba arasında bir fark var. Doktor kontrolüne giden babaların daha ilgili babalar olduklarını görüyoruz. Dolayısıyla baba çocuğun bakımıyla daha ilk andan itibaren ne kadar sorumluluk almışsa o kadar bağlanma gerçekleşiyor. Ama ilk baştan itibaren baba eğer uzak kalmışsa bakımından, uykusundan, altını değiştirmekten; bağlanma daha yavaş ve daha zor oluyor. Çocuğun yaşı büyüdükçe de bu makas açılıyor ve ileride çocuğuyla daha az iletişim kuran, daha az vakit geçiren ve aslında çocuğuyla ne yapacağını bilemeyen bir baba haline geliyor, çünkü çocuğunu tanımıyor. Çocuğuyla birlikte vakit geçirdikçe çocuğunu daha yakından tanıdığını fark ediyor ve zaten özlüyor. Çocuğuyla vakit geçirmeyi özlüyor, akşam eve koşa koşa gitmek istiyor. Ama bağlanma gerçekleşmediğinde sadece uzaktan seven ya da annenin deyimiyle kural koyan, eve gelince şikayet edilen biri haline geliyor.

Araştırmalarımız gösteriyor ki babalık birkaç eksende gerçekleşiyor. Çocuğunun gelişiminde sorumluluk alan babalar ikincisi sadece para kazanmak gibi, kural koymak, disipline etmek, geleceğini planlamak gibi konularda sorumluluğu olduğunu düşünen babalar. Türkiye’de geleneksel babalar ikinci grupta kümelenmiş durumda. Para kazanıyorlar, güvenliğini sağlıyorlar, onun toplumda sağlıklı bir birey olması için çabalıyorlar ama direkt bakımında sorumluluk almıyorlar. Baba kendisini nerede görüyorsa daha çok çocukla ilişki de öyle kuruluyor.

Araştırmalarınızda çocukla geçirilen zamanın niteliğinin de çok önemli olduğunu gördük. Çocukla geçirilen zamanı kaliteli kılan nedir? Bir baba çocuğuyla geçirdiği vaktin çocuğa faydalı olup olmadığını nasıl anlayabilir?

Yine araştırmalarımız arasında kendilerini ilgili baba olarak kabul eden, çocuğumla vakit geçiriyorum diyen babaların nasıl vakit geçirdiğini sorduk. %79’u birlikte televizyon izlediklerini söyledi mesela. %50’si ancak masal hikaye anlatıyorlar çocuklarına. Birçok baba çocuğuyla kurmaca oyun oynamıyor. Alışveriş merkezine giderek ya da akraba ziyareti yaparak vakit geçiriyor ve bu vakit geçirme babalar için “Çocuğumla kaliteli vakit geçiriyorum” anlamına gelebiliyor. Vakit geçirmek aslında çocuğuyla yan yana televizyon seyretmek değildir. Çocukla göz teması kurarak, onun ihtiyaçlarını fark ederek ve onun gelişimine ortam sağlayan bir vakit geçirmeyi kastediyoruz. Çocuğun bilişsel, duygusal, sosyal ve bedensel gelişimini destekleyen bir vakit geçirme mi var? Yine araştırmalar gösteriyor ki babalar en çok fiziksel oyunları tercih ediyorlar, güreşmek, boğuşmak, futbol oynamak gibi. Bazen cinsiyet eşitliği de olmuyor burada, oğlan çocuklarıyla futbol oynuyor baba, kız çocuklarıyla da daha çok anne oynuyor, ev işleri yapmak gibi. Çocuğun sadece fiziksel gelişimi değil, sosyal, duygusal ve zihinsel gelişimini destekleyen faaliyetler yaparsa ancak o zaman biz bunun kaliteli vakit olduğunu düşünebiliriz. O zaman da babaların ciddi bir repertuar geliştirmesi gerekiyor. Çünkü çoğu baba şunu fark ediyor, eğer çocuğun bakımında ve gelişiminde ilk aylardan itibaren sorumluluk almamışsa, kendi çocukluğundan kalma deneyimlerinden hareketle çocuğuyla vakit geçirmeye çalışıyor, ancak o da işe yaramıyor. O yüzden babanın ciddi bir repertuar geliştirmesi lazım. Bir baba olarak soracak kendine, çocuğumun zihinsel gelişimini nasıl destekleyeceğim ben? Oyun düşünecek, araştıracak, arkadaşlarına soracak, ya sen ne oynuyorsun akşam eve gidince diyecek, internetten araştıracak, oyunlar bulacak. Dolayısıyla ilgili babalık becerileri öğrenilen beceriler olduğu için babanın fazladan çaba sarfetmesi gerekiyor çocuğuyla kaliteli vakit geçirebilmesi için.

Çoğu babanın kendi çocukluğundan gelen kaliteli vakit geçirme alışkanlığı olmadığı için mutlaka her babanın öğrenmesi gerekiyor yani. Her erkek baba olabiliyor, ancak her baba ilgili baba olabilir mi?

Zor bir soru. Öncelikle her erkek baba olmak zorunda değil, ama bunu tercih ettiği zaman ve dünyaya bir çocuk geldiği zaman bunun sorumluluğunu üstlenmesi beklenir. Ne kadar ilgili bir baba olabileceğiyle ilgili çok fazla değişken var. Araştırmalarımız şunu söylüyor, bir babanın ilgili bir baba olabilmesini ilk önce etkileyen şeylerden biri cinsiyet rolleri. Geleneksel bir erkekse ya da tam tersi kendisini eşitlikçi gören bir erkekse bu ilgili baba olma davranışını hemen etkiliyor. İkinci dinamik babanın aldığı sosyal destek. Eşinden, arkadaşlarından, iş yerinden babalıkla ilgili destek alıyorsa, yani çocuğuyla ilgilendiğinde “kılıbık erkek” değil, aksine “ne kadar ilgili bir babasın” diyorsa, toplum ve çevre bu babanın ilgili babalık davranışları da artıyor. Bir üçüncü faktör çalışma saatleri. Araştırmamızda babaların günün ortalama 9 saat 20 dakikasını işte geçirdiğini gördük, yani günün neredeyse 11 saati evin dışında kalıyor. Eve geldiğinde çocuk uyumuş oluyor ya da baba çok yorgun oluyor. Mesai saatlerinin yoğunluğu ve yüksekliği babanın ilgili babalık davranışlarını etkiliyor. Buna benzer çok fazla değişken var. Babanın bunu istese de yerine getiremediği zamanlar oluyor. Ayrıca öğrenemediği için, desteklenmediği için, ona bir kapı açılmadığı için de bazen nasıl yapacağını bilemiyor. O yüzden babayı destekleyen bir çevre gerekiyor.

Bir diğer konu babalık izni meselesi. Konuşmamızın başında da bahsettiğim gibi, bağlanma ilk başlarda olursa çocukla, baba daha ilgili bir baba olacak, çünkü çocuğuyla vakit geçirecek onu tanıyacak ve çocuğu büyüdükçe ona gelişim alanlarını sunmuş olacak. Türkiye’de şu an işçilere 5 gün, devlet memurlarına 10 gün olarak tanınan babalık izni nasıl geçiyor? Evrak işleriyle geçiyor, çocuğun bezi alınacak dışarıdan, anne daha yeni doğum yaptığı için sağlık sorunları var doktora götürülecek. Baba genelde lojistik işlerle uğraştığı için çocukla vakit geçirmiyor. Çocukla vakit geçiren kim o sırada? Anneanne, babaanne, teyze gibi daha kadını destekleyen bir çevre. Önce babalık izninin artması lazım, babanın çocuğuyla vakit geçireceği donanım ve beceriye de sahip olması lazım. Her erkek baba olmalı mı? Hayır, olmayabilir tercih. Her baba ilgili baba olabilir mi? Zor soru. Çok fazla değişken var çünkü.

Çok fazla kurumun, kişinin destekliyor olması lazım. Erkeklerin tek başlarına yapacakları fazla bir şey yok mu diyorsunuz?

Kesinlikle böyle demiyoruz. Toplum diyor ki, senin baba olarak bir şey yapmana gerek yok, anne o işi yapıyor. O yüzden kreşler annelerin yoğun olarak çalıştığı yerlere daha çok açılıyor. Babanın bu rolü üstlenmesinin gerekmediğini düşünen çok fazla mecra var zaten. Nasıl annenin çocuğuyla ilgilenebilmesi için çokça desteklenmesi gerekiyorsa babanın daha çok desteklenmesi gerekiyor.

Çünkü annenin zaten mevcut bir desteği var.

Var, ama yeterli mi? Hayır, değil. Ama baba hiç yeterli değil. O yüzden maalesef, anne bir performans gösteriyorsa babanın üç performans göstermesi gerekiyor çocuğuyla vakit geçirmek, çocuğuna zaman ayırmak, çocuğuyla oyun oynamak ve çocuğuna bakmak için. O yüzden baba diyecek ki ben iş yerinde kreş istiyorum, ben babalık izni istiyorum, çocuğum hastalanmışsa ben okuluna gitmek istiyorum, baba bunları talep edecek. Biz babaya, “Senin yapabileceğin çok az şey var, sen değil diğer etkenler daha etkili” dersek baba yine kendi sorumluluğunu ya fark etmeyecek ya da almayacak. Bu nedenle babanın kendisini ve çevresini değiştirmek için yapacağı çok şey var.

Aslında bunlar Babalar Günü’nde konuşulması gereken en önemli konular; babalık nereye gidiyor, neye dönüşüyor, artık babalığa dair neler konuşuluyor, babalar ve çocuklar bu ilişkide kendilerini nasıl hissediyorlar olmalı. Ancak gündem bambaşka babalık pratikleriyle dolu.

Babalıkla ilgili reklamların çoğu hediye almakla ve babalığın yüceltilmesiyle ilgili. Güçlü baba, süper baba, yılmayan, yıkılmayan, zorluklar karşısında yıpranmayan, zarar görse bile düşmeyen, babayı aşırı güçlendirmiş, süper gösteren mesajlar yayınlanıyor, ama bunlar gerçek dışı, babalığı insan-dışılaştıran bir noktaya gidiyor . O yüzden babalar duygularını yaşasa bile gösteremeyen, belki sadece öfkesini yaşamasına izin verilen bir noktaya itiliyorlar. O yüzden biz babayı daha gerçekçi bir zemine oturtan bir mesaj vermeye çalışıyoruz; babalar insandır, duyguları vardır her türlü duyguyu yaşayabilirler. O yüzden babayla babalığını konuşabildiğimiz, iyisiyle kötüsüyle, eksiğiyle artısıyla konuşabildiğimiz bir noktaya çekmeye çalışıyoruz insanları ve daha çok ilgili babalık becerileri üzerinden mesajlar vermeye çalışıyoruz. Hem güçlendiren mesajlar veriyoruz, hem de gerçekçi bir zemine çekmeye çalışıyoruz. İlk İş Babalık kampanyamızın temel mesajı budur. Mesleğin ne olursa olsun ne yaparsan yap önce babasın , o babalık rolünde kendini güçlendir ve ev içinde eşinle ve çocuğunla kendini yeterli hissedeceğin bir noktaya getir kendini. Bunun üzerinde duruyoruz; billboardlar, uçurtmalar, stickerlar, posterler, tişörtler, infografiklerimiz, araştırmalarımız, raporlarımız gibi birçok araçla bütün topluma bir mesaj vermeye çalışıyoruz. Çünkü BADEP’te biz 2 buçuk ay boyunca bir babaya ulaşıyoruz ve davranış değişiyor. Birçok baba şunu söylüyor, ben otuz yıllık Ahmet’tim, ben kırk yıllık Mehmet’tim, benim fabrika ayarlarımla oynadınız, ben başka bir baba oldum. Ama o baba aynı mahalleye ve sokağa döndüğü zaman ona “sen önce erkeksin, erkek dediğin de şöyle olur, böyle olur” diyorlar. o yüzden kampanyalarımızın bir diğer amacı da toplumun ilgili babalığı desteklemesini sağlamak

2 buçuk ayda dönüşen babanın yaşam alanına döndüğünde yalnızlaşmaması lazım. Peki bir vakit geçirme yöntemi olarak tercih edilen çocuk etkinlikleri hakkında ne söylemek istersiniz?

Kurslar ve çocuklara sunulan faaliyetler konusunda bir çekincemiz var. Anne de sunsa, baba da sunsa, bu faaliyetler sorunu başka birine ihale ediyor. Yani çocuğu özel bir kursa götürdüğünüz zaman bedensel, sosyal ya da dilsel hangi tür olursa olsun, önce bunun miktarı, sonra da bunun çocukla anne babanın ya da çocuğun kendisiyle geçireceği zamanla ilgili bir etkisi var. Biz ihaleyi hocaya ve kurstaki arkadaşlarına bıraktığımız zaman, bu yine çocuğa sunulmuş tam bir fırsat olmuyor. Oyüzden babalara diyoruz ki, sadece servis şoförü olmayın. Çünkü okuldan çıkıyorlar, çocukları alıyorlar, çocuk arkada oturuyor ve orada sadece dikiz aynasından kurulan göz temasıyla okul nasıl geçti muhabbeti yapılıyor. Kısa sürede sorunlar çözülmeye çalışılıyor. Kursa gidiliyor, sonra baba kurstan alıyor tekrar eve getiriyor. Biz bu etkinliklerin, babanın ve annenin sadece servis şoförlüğü yapmadığı, babanın annenin çocukla birlikte vakit geçirdiği bir noktaya evrilmesi taraftarıyız. Sadece kurs hocasıyla çocuğun etkileştiği bir ortam o kurslar, babayı ve anneyi arada bir dahil ederse o zaman babanın annenin ve çocuğun birlikte etkileştiği ve birlikte öğrendiği bir sürece dönüşmeye başlar. Orada ilişki kurulur, daha eşit daha demokratik bir ortam oluşur. Artık anneler de babalar da çok yoğun olduğu için sadece sorun olduğunda konuşuluyor evde, onun dışında pek bir araya gelinmiyor. Bu etkinlikler genelde çocuğu ayrı, anneyi babayı ayrı aldığımız bir süreç oluyor. Böyle bir ortaklaşma olursa harika olur. Çocuk baba ve anne birlikte ortak vakit geçirirler birbirilerini daha iyi tanırlar. Siz de buna aracılık etmiş olursunuz.

Teşekkür ediyoruz!